Şile Ağlayan Kaya

IMG_3852

         Şu anda dışarıda gök gürleyip yağmur yağsa da, şimşekler çaksa da biz kocişko ile deniz sezonunu geçen Pazar açtık. Yanımıza sevdiğimiz bir çifti alıp Şile’ye yollandık. İstanbul’da hava bulutluydu serindi. En fazla bir kahvaltı yapar döneriz dedik. Ancak Şile’ye yaklaştıkça hava düzeldi.

IMG_3871IMG_3865

         Karnımız aç olduğu için öncelikle yemek yemek istedik ve yemek yiyeceğimiz yer ararken de şehri dolaşmış olduk. Şirin bir sahil kasabası… Çok sevimli, tek katlı müstakil evler de var, lüks villalar, oteller de… Çarşı sıra sıra dükkanların bulunduğu, küçük bir yer, restoranlar dışarıdan gayet sıradan görünürken içine girdiğinizde harika deniz manzarasına sahip terasları olduğunu görüyorsunuz.

IMG_3864

         Yemek yemek için dolaşırken rasgele bulduğumuz “Rouge” da böyleydi. Mekan benim en sevdiğim ahşap görüntüsüne sahip. Garsonlar sıcak güleryüzlü, tuvaletleri çok temiz ve yemekleri güzel, ben gerçi salata yedim sadece ama diğerlerinin de tadına baktım.Ama yemeklerin fotosunu çekmedim aklıma da gelmedi zaten.

IMG_3848

        Oradan en yakın Ağlayan Kaya Plajına geçtik. Küçük, sevimli bir plaj… Sezon tam açılmadığından kalabalık değildi seviyeli düzgün insanlarla dolu apaçi bakışlarından uzakta bir plajda olmak kendimi oldukça garip hissettirdi. Ülkemin Abaza röntgencileri olmadan kumsalda güneşlenmek oldukça keyifliymiş.

IMG_3881

        Biz plajda güneşlenirken ara ara turist kafileleri gelip sağ tarafta bir kayaya bakıyorlardı “ nereye bakıyor bu adamlar” diye merakımdan bende gittim. Meğer plajın ismin aldığı Şile’nin ünlü ağlayan kayasıymış. Bir de efsanesi varmış . Yanındaki kayada yazıyordu fotosunu çektim ama yazılar çok silik.

IMG_3895

 

IMG_3894

         Kayanın üstü otoban ve çimenlikler var güneşten kuruyup sararmış. Kayadan akan sular altında küçük bir gölet oluşturmuş balıklar bile var ama suların nereden damladığı belli değil çok enteresan değil mi? Bir de yurdum insanı tuvalet kağıtlarından çaputlar bağlamış yeşil dallara. Su da bir an evvel eriyip dilekler gerçek olsun diye mi bilemiyorum artık.

IMG_3893

Burdan buyurun, Ağlayan Kaya Efsanesi…

         Yıl: 1730. Yer: Elbiz Uzunkum Ağlayankaya yöresi. Yörenin en varlıklı tüccarı ve ağası Dimitri. Nam-ı diğer Dimitri ağa. Sahip olduğu mısır buğday ve üzüm bağlarının yanı sıra iki yüz elli baş koyun ve bağındaki malikânesinde eşi ve evin tek kızı Eftelya ile hayatını sürdürmektedir. Birkaç ırgat ve anası ile yaşayan 250 baş koyundan sorumlu öksüz Mehmet de Dimitri’nin yanında çobanlık yapmaktadır. Haftalardır birbirlerini uzaktan kesen Dimitri’nin kızı Eftelya ve öksüz çoban Mehmet sonunda birbirlerine açılırlar. Her ikisi de birbirini çok sevmektedir.

     Çoban Mehmet durumu anasına anlatır. Anası şaşkın ve çaresiz bu işin sonu olmayacağını anlatsa da nafile dinlemez Mehmet… Kaç kez istemeye gittiyse de her defasında reddedilir. Sonunda ana-oğul kovulurlar çiftlikten. Mehmet çaresiz Eftelya çaresiz. Mayıs ayının son günleridir. Gizlice son kez buluşurlar o kayanın üstünde. Yan yana otururlar uzun uzun konuşurlar. Anlarlar ki bu dünyada kavuşmalarına imkân yok. Sessizce anlaşırlar… Usulca ayağa kalkarlar yüz yüze gelip birbirlerinin gözlerin içine bakarlar. Birbirlerine sarıldıklarında gözlerinden süzülen yaşlar birbirine karışır… Hiçbir şey söylemeden öylece dururlar bir müddet. Sessizce anlaşmışlardır onlar. El ele tutuşup gözlerini kapatarak atlarlar denize kendilerini dalgalara bırakırlar çaresiz… Kaybolurlar. Bu dramatik hadiseye tanıklık eden kaya da dayanamaz o bile ağlar… O günden bu yana kayanın gözyaşları hiç dinmemiştir sürekli akar akar…

Adı da “AĞLAYANKAYA” olarak ölümsüzleşir…

 

saremy hakkında

Feminist, kedisever, kitapsever, spor yapmayı sever, baştan aşağı klişe sever
Bu yazı Gezdim Gördüm kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum Yapın