Kabuktaki Hayalet – Ghost İn The Shell

Hafta sonu Scarlet Johansson’un oynadığı Kabuktaki hayalet (Ghost İn The Shell) filmini izledim. Konu bir japon animesinden uyarlanmış. Uyarlama filmlerde her zaman bir hayal kırıklığı oluyor, buna alıştık artık.  Bir de üstüne animesi hakkında bilgisi olmayıp ta sadece güzel bir film izlemek için giden bendeniz gibiler eklenince hayal kırıklığı çift doz oluyor.

Filmin konusu şöyle; Mamoru Oshii imzalı, 1995 yapımı ünlü animasyon filmi Ghost in the Shell’in live-action uyarlaması olan film 9. birlik özel görev gücünün başında yer alan, özel operasyonlardan sorumlu benzersiz insan-sayborg hibritin hikayesini konu alıyor. Binbaşı, korkunç bir kazadan kurtarılmış bir kadındır. Geçmişine dair hiçbir şey hatırlamamaktadır ve tek bildiği bir ameliyat masasında uyandığı, bir doktorun ona kurtarıldığını söylediğidir. Vücudu kurtarılamayan genç kadına dünyanın en tehlikeli suçlularını durdurmaya kendisini adayan kusursuz bir asker, siber-geliştirilmiş insan türünün ilk örneği olması adına yepyeni bir vucüt yapılır. Terörizm, insanların zihinlerine girip onları kontrol etmeyi de içeren yeni bir boyuta ulaşmıştır ve Binbaşı bu suçlarla mücadele etmektedir.  Yeni bir düşmanla yüzleşmeye hazırlanırken kendisine yalan söylendiğini, hayatının kurtarılmadığını, çalındığını öğrenir. Geçmişini geri kazanmak, bunu kendisine kimin yaptığını öğrenmek, başkalarına da yapmadan onları durdurmak için mücadeleye girişme zamanı gelmiştir

İlk yarı oldukça durgun başlıyor, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Ortada bir kahraman var ve onun kimlik sorunları. Ancak kahramanla özdeşleşme duygusu seyirciye aktarılamıyor. Hikaye de ki kahramanları benimseyemiyorsunuz. Ayrıca kahramanın geçmiş hep bir muallak, anime de anlatılıyordur belki ama önceden bilginiz yoksa filmde aklınızda bir sürü soru kalıyor.

Filmde eksik olan şey duyguydu sanırım evet hiç duygu yoktu. Juliette Binochet’un canlandırdığı karakterin Cyborg Scarlet’e duyduğu anaç duygu dışında. Aşk yoktu, aile sevgisi yoktu, kahramanların hep yapmak zorunda oldukları fedakarlık yoktu. Erkek başrolü olmayan film mi olur?

Bunun dışında gelecekte geçen öyküde çizilen Dünya gerçekten göz alıcıydı. Gelişen teknoloji, yarı robotlaşan insanlar, bunların yarattığı sorunlar gerçekten güzel anlatılmıştı. 2. Yarı daha hareketliydi biraz daha çekilir kıvama geldi ama genel olarak değerlendirmek gerekirse ben bu filmi sevmedim.

 

saremy hakkında

Feminist, kedisever, kitapsever, spor yapmayı sever, baştan aşağı klişe sever
Bu yazı Sinema Tiyatro kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum Yapın