Ertuğrul 1890

2016 Yılının ikinci gününden herkese merhaba! Bu sene de yılbaşına evde arkadaşlarla girdik. Özel bir şey yapmadık.  Zaten akşam 19.00 a kadar çalıştığım için eve gelmem de baya geç olmuştu.

2016 hepimiz için çok güzel bir yıl olur inşallah. Bütün üzüntüleri ve mutsuzlukları geride bıraktığımız, bol para, bol şans, sağlık ve aşkla dolu bir yıl olsun.

Dün kahvaltıdan sonra kendimizi en yakın avm olan Mall Of İstanbul’a attık. Hep birlikte son zamanlarda en merak ettiğim filmlerden biri olan “Ertuğrul 1890”ı izledik.

Ertuğrul 1890, Japon-Türk ortak yapımı tarihi ve dramatik film. Mitsutoshi Tanaka’nın yönettiği filmin dağıtımını Mars Dağıtım üstleniyor. 

İnternet ve basın eleştirilerini okumuştum ve açıkçası biraz acımasız buldum. Filmi yerden yere vurmuşlar, gerçi eleştirenlerin çoğu filmi dikkatli izlememiş.

Benim fikrime gelince; muhteşem bir film değildi, biraz belgesel havası vardı. Konu ve detaylar iyi işlenmemişti. Karakterler iyi anlatılamamış. Filmin bazı yerleri gereksiz uzun bazı yerleri de fazla kısaydı.

Lakin ben böyle kahramanlık içeren ajitasyon olaylarını seviyorum galiba. Bir kere filmde görüntüler bence çok şahaneydi ki görüntü yönetmeni Japonmuş. Sahne geçişleri, fırtına sahneleri harikaydı.

565ec0f318c7733e90090b0c

Film Japonya’ya iadeyi ziyaret yapıp yerlere düşmüş karizmamızı toparlamaya çalışan sarayın, uzun yolculuğa çıkmaya elverişli olmayan Ertuğrul Fırkateyni ile 618 subayı Japonya’ya göndermesi ile başlıyor. Aslında neden öyle tehlikeli bir şekilde yolculuğa çıktıklarını da anlamıyorsunuz, film birden bodoslama başlıyor.  Fırkateynin parçalanması Japonya’da o fakir köyün Türk subaylarını kurtarmak için canla başla çalışmaları güzeldi de oraya Doktor ve subay ile ilgili derin bir dostluk hikayesi iyi giderdi. Acının birleştirdiği iki insan olarak bu kadar yabancı kalmamalıydılar birbirlerine. Sonra nişanlısını kaybettiği için hiç konuşmayan güzel Haru ile ilgili bir son da olmalıydı.

Köydeki yardım sahneleri çok ama çok uzatılmıştı. O sahneler filmin anlam ve önemini vurgulayacak daha farklı bir hale getirilebilirdi, üstelik Tahran’da geçen bölüm gerçekten kötüydü. Hele o gencin havaalanında Türklerden oluşan kalabalığa, tahliye için gelen uçağı Japonlara bırakmalarını söylerken yaptığı konuşma bir fiyaskoydu. Orada senaryoyu yazan kalplere işleyecek bir konuşma yazamamış bence.

Hep eleştirdim galiba bende ama film dostluk, kardeşlik üzerineydi. Kahramanlık duygularımıza vuran, yer yer abartılarla süslü, ajitasyonu bol… Gerçi hangi film yapmıyor ki bunu. Yine de sevdim işte…

saremy hakkında

Feminist, kedisever, kitapsever, spor yapmayı sever, baştan aşağı klişe sever
Bu yazı Sinema Tiyatro kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum Yapın