Damızlık Kızın Öyküsü – Margaret Atwood

Damızlık Kızın Öyküsü çok uzun zamandır aradığım ancak bulamadığım kitaplardan biriydi. Distopya okumayı sevdiğim ve konusu çok ilgimi çektiği için yaklaşık bir yıldır kitabı arıyor ancak hiçbir yerde bulamıyordum. Tam ümitsizliğe kapıldığım zaman bu kitabın diziye çekildiğini öğrendim. The Handmaid’s Tale adındaki dizi nedeniyle kitap gene basılmış ve satışa çıkmış. Hemen aldım ve büyük bir keyifle okudum.

Büyük bir keyifle derken uzun zamandır aradığım ve beklentilerimi karşılayan bir kitap olduğu içindi elbette yoksa konu itibariyle, tüm keyfinizi kaçıracak, yarattığı ortam nedeniyle okuduğunuz süreç boyunca sizi bunalımdan bunalıma sürükleyecek bir kitap bu.

Konusuna gelirsek; şimdilik gerçek olmayan ancak pekte uzak görünmeyen bir gelecekte geçiyor. İnsanoğlu hava kirliliği, savaşlar ve kimyasal silahlar nedeniyle kendi soyunu kurutmuş ve tüm Dünya da bir kısırlığa yol açmıştır. Bu durumun yol açtığı sorunlar nedeniyle Amerika çeşitli yönetimlere bölünmüştür. Bunlardan biri de Gilead adı verilen aşırı dinci bir grubun eline geçmiştir. Gilead’da insanoğlu yarattığı bu sorunun çözümü için insan iradesini ve duygularını yok sayan akıl almaz bir çözüm buluyor.

Kadınlar çeşitli gruplara ayrılıyorlar. Bunlardan halen doğurganlığını kaybetmemiş olanlar yüksek rütbeli kişilere damızlık olarak veriliyorlar. Kırmızı pelerin ve beyaz kanat adında bir başlık takıyorlar. Tek görevleri sağlıklı kalmak ve çocuk doğurmak. Ancak doğurdukları çocuk üst rütbeli kişi ve eşi tarafından alınıyor ve yetiştiriliyor. Damızlık kızın çocuğu ile ilgili bir hakkı yok. Bir çocuğu doğurduktan sonra başka bir eve damızlık olarak veriliyor. Kitapta tasvir edilen cinsellik ritüeli bu kızların nasıl insan yerine bile konmadıklarını gösteren korkunç bir sahne ile tarif ediliyor.Kızların okuma ve yazma öğrenmeleri yasak. Bir isimleri bile yok. Damızlık olarak verildikleri erkeğin ismine -ki eki eklenerek anılıyorlar. Fredinki, Gleninki gibi…

Tüm ev işlerini yapan tamamen kısır olan kadınlar var bunlara da Martha deniyor. Ekonokadınlar alt rütbeli kişilere verilen hem çocuk doğurma hem de ev işlerini yapan kadınlar. Teyzeler, damızlık kızlara eğitim veren kişilere konulan ad.

Margaret Atwood

Kadınlar her halükarda erkeklere köle edilmiş. Kitabı damızlık kızlardan birinin ağzından okuyoruz ve bir geçiş süreci anlatılıyor. Hepimiz gibi sıradan hayatlar yaşayan kadınlar bir gün içerisinde hükümet kararıyla işten çıkarılıyorlar ve tüm malvarlıklarına el konuyor. Ailelerinden koparılıp eğitim için okul benzeri bir yere götürülüyorlar. Erkeklerde sistemden nasibini almış durumda. Kimsenin çok fazla söz hakkı yok. Duygular tamamen göz ardı edilmiş. Üst rütbeli komutanların gizlice oluşturduğu bir kulüp var orada eski zamanları yaşayıp kadınlarla zevk için birlikte oluyorlar.

Bu kitabı okurken belki de en zorlandığım kısım her şeyin hiç beklenmediği anda olması. Düşününki her gün aynı hayatı yaşayıp belki de monotonluğunuzdan şikayet ediyorsunuz. Ama işinize gidip maaş alıyor, tatilllere çıkıyor boş zamanlarınızda arkadaşlarınızla eğleniyor ve ailenizle vakit geçirebiliyorsunuz. Düşünün ki sadece tek bir günde asla böyle şeylerin olabileceğine ihtimal vermezken tüm haklarınız ve sevdikleriniz sizden alınıyor, okumanız ve düşünmeniz bile yasaklanıyor. Geleceğe ait hiç ışık olmayan bir hayatın içine atılıyorsunuz. Korkunç!

Bu kitap sınırlarınızı zorlayacak, sizi korkunç düşüncelerle baş başa bırakacak. Ama belki kadın hakları için çırpınıp duran ve hakaretten başka bir şey elde edemeyen feministleri anlamamıza yol açacak.

Bir feminist Distopya… Kütüphanenizde mutlaka bulunmalı. Ben dizisine başlayacağım. 16 Nisan da başladı. Umarım kalbim dayanır. Bir sonraki kitap postunda görüşmek üzere…

 

 

Yorum Yapın