Ayla

           Pazar günü hem ülkemizde hem de Güney Kore’de aynı anda vizyona giren Ayla filmini seyrettim. Söylemeliyim ki Marmara Forum sinemalarında bildiğiniz Ayla izdihamı vardı. Türk sineması açısından mutluluk verici bir durum çok büyük bir beklentiyle gittim. Gerek basın haberleri gerek sosyal medyada filmle ilgili yapılan yorumlar ister istemez o beklentiyi tavana çıkarıyor. Yaklaşık 2,5 saat süren 2017 Oscar Adayı filmimiz Ayla sinemada en azından kendi adıma beklentimi karşıladı.

Elbette eleştireceğim bir iki yer var ama filmin geneline bakarsak oldukça iyi bir yapımdı. Ben zaten ağlak bir insanım kendimi saymıyorum ama film boyunca salondaki herkes ağladı. Ben o kadar ağladım ki depresyona girdim, salondan çıkarken gözlerim şişmişti.

Film 1950 Kore savaşı zamanında Nato kararıyla Kore’ye gönderdiğimiz askerlerin duygu dolu hikayesini anlatıyor.  Benim dedem de Kore Gazisi…Belki o yüzdendir ki biraz daha bağlantı kurdum filmle.

Başrolde Süleyman Dilbirliği’ni canlandıran İsmail Hacıoğlu’nun performansı gerçekten göz dolduruyor. Ama filmin küçük kraliçesi Kim Seol filmin odak noktası. Sen nasıl bu yaşta böyle duygulu oyunculuk yapıyorsun ya? Filmin çoğu kısmında bu küçük Koreli kızı bağrınıza basmak ve mıncıra mıncıra yemek arasında gelip gidiyorsunuz.

Filmde Julia Robert’in kardeşi Eric Roberts’da oynuyor diyerek dikkatinizi çekebilirim belki. Ayrıca bildiğiniz gibi bu film gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanma.  Daha önce belgeseli yapılmış filmin gerçek kahramanları ile olan görüntüleri Youtube da mevcut.

Kore’ye giden askerlerimizin orada yapılan bir baskında tüm yakınlarını kaybetmiş ve cesetlerin ortasında yatan küçük bir kızı kurtarmaları ve savaş boyunca askeri birliğin içerisinde ona bakmalarını anlatıyor. Zamanla küçük kız Ayla ve astsubay Süleyman arasında bir baba kız ilişkisi başlar ancak savaşın bitmesiyle maalesef yolları ayrılır.

Astsubay Süleyman memleketine döner ve evlenir ama evlat edindiği o küçük Koreli kızı hiç unutmaz. Yıllarca çaresiz bir çabayla arar durur.  Aradan 60 yıl geçtikten sonra araya giren gazeteciler onların birbirine kavuşmasını sağlar. Konuyu herkes bildiği, belgeseli de yayınlandığı için yazdım bu kadar.

Gerçek Süleyman Amca ve Ayla

Film de çok fazla savaş sahnesi yok olanlar da gerçekten başarılı. Filmin Kore deki savaşı gösteren kısımları Kilyos’ta çekilmiş. Enteresan değil mi?

Eleştirilerime gelecek olursak filmde Süleyman Dilbirliği’nin gençliğinin olduğu yerler mükemmeldi. Ancak iş karakterin yaşlılığına gelince oraların aşırı uzamış sahneler olduğunu düşünüyorum. Daha kısa tutulması filme lezzet katardı. Çetin Tekindor’un oyunculuğuna asla laf yok fakat biraz fazla dramatize geldi. Elbette özlem ve acı çok büyüktü muhtemelen ama sanki adamın hiç başka hayatı kalmamış gibi lanse ettiler.

Ay ben valla yerim bunu yaa

İkinci eleştirim de film 1950 den yavaş yavaş günümüze gelirken ve Kore ve başkenti Seul plazalarla kaplı modern bir şehir haline dönüşürken Türkiye’de geçen sahnelerde o modernizmi hiç göremeyişimiz. Filmin Oscar adayı olduğunu ve tüm Dünya da izleneceğini düşünerek Türkiye’de geçen kısımlarda da biraz modern yerler gösterilebilirdi. Sürekli eski evler, fakir mahalleler, eski eşyalar…

Çok uzun yazdım bitiriyorum. Bu film beni çok etkiledi dediğim gibi bence herkesin izlemesi gerek. Oscar alır mı almaz mı bilemem – ki muhtemelen alamaz diye düşünüyorum – ama Türk Sinemasında bu tarz yapımlar görmek gerçekten gurur verici.

 

Ayla” üzerine 4 düşünce

  1. Uzun süre unutamayacağım bir filmdi.
    Kim Seol; bundan sonra takip edeceğim oyunculardan, oyunculuğuna hayran kaldığım tatlı bıdık 🙂
    Yazına gelecek olursak, başarılı bir anlatım olmuş eline ve yüreğine sağlık 🙂

Yorum Yapın