AbumRabum – İSKENDER PALA

İskender Pala son kitabı AbumRabum ile bana biraz Türklerin Dan Brown’ı olmaya göz dikmiş gibi geldi. İyi mi yapmış derseniz, bu tahta ondan daha iyi bir aday düşünemiyorum ama bazı yerlerde özellikle romanın polisiye kısımlarında vasat kaldığını görüyoruz.Bu AbumRabum’u kötü bir kitap yapar mı? Hayır, asla. Büyük bir heyecan ve keyifle kısa sürede okuyup bitirdim.

Kitapta yok yok, İsrail yer altı örgütü Zelotlar , Mossad , Cia, Mit, Japon Polisi ve Türk polisi… Mezopotamya üzerinden tüm bu örgütlerin nasıl bir kapışma ve hesaplaşma içerisinde olduğunu okuyoruz…Aşk da var gibi ama İskender Pala aşk üzerine yazmayı beceremiyor sanırım. Yarım kalmış, hiçbir yere varamamış, sonuçsuz bir aşk… Belki yazar kendi hayatında da bu kadar yaşamıştır aşkı. O yüzden daha fazlasını deneyimlememiş ve kaleme dökemiyor olabilir. Ya da kitabın devamını yazmayı düşündüğünden karakterler hemencecik kavuşmasın istemiş de olabilir. Sonuç olarak Netflix’in bu kitabı 5 bölümlük dizi yapacağı konuşuluyor. Robert Langdon gibi bir seriye dönüşme ihtimali çok olan bir kitap.

Sanat tarihi seviyorsanız, tarihi eserler hakkında yeni bilgiler duymayı, gizemi ve macerayı, AbumRabum’u da seversiniz diye düşünüyorum. Tüm istihbarat örgütleri ve yeraltı örgütlerinin peşinden koştuğu, Hz. İbrahim’in Dünyanın akışını değiştirecek mirasının ne olduğunu bulmaya çalışırken kitap sayfaları birbiri ardına akıp gidiyor. Ben sıkılmadım ama kitaba yönelik eleştirilerde baya fazla. Taraflı olmakla suçlanmış İskender Pala. Hayatınızda hiç Ortadoğu üzerinde dönen dolaplarla ilgili bir şey okumamışsanız, evet kitap size abartı şişirilmiş bir balon gibi gelebilir. Ama gerçekler ne yazık ki İskender Pala’nın yazdığı hayali bir romanın çok çok daha ötesinde…

Sizlere kitap arkasını yazayım.

Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, (…) “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. (…) Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) (…) “Bir oğlun olacak, adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16).
 
İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır. (…)
 
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur.(…) İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).
 
Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…
 
Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.
 
Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden nefes nefese bir polisiye…

Yorum Yapın